Rastgele yazılar

Dini sualleriniz için:

Dini sualleriniz için:

Hoş geldiniz

Sitemizdeki yazılar Ehli Sünnet alimlerinin kitaplarından aynen alınmıştır. Sitemizdeki tüm yazılar kaynak belirtilerek ve hiç bir değişikliğe uğramadan aynen alınmak şartı ile yayınlanabilir. Dualarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz. Bizim Sayfa sitesi

Günlük Namaz Vakit

Kitap Sipariş Formu

Hikmet Ehli Zatlar

Kilisede Resulullah'ı anmak

Gönderen NetWork Grup on 27 Şubat 2012 Pazartesi | 13:07

Sual: Kilisede (Resulullah’ı anma programı) düzenlemek uygun mudur?
CEVAP
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Kilisede namaz kılınmaz ve Kur’an okunmaz, çünkü kilisede şeytanlar toplanır. Kilise putlardan temizlenirse namaz kılmak mekruh olmaz. (Redd-ül-muhtar)

Eğer Hristiyanlar böyle bir şeye izin veriyor, hattâ destekliyorlarsa, burada bir art niyet var demektir, çünkü Hristiyanlığı kabul etmedikçe sadece kiliseye gitmek onları hoşnut etmez. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Sen, onların dinine uymadıkça, Hristiyanlar ve Yahudiler senden asla hoşnut olmazlar.) [Bekara 120]

Âyet-i kerimenin yanlış olması mümkün olmadığına göre, Hristiyanların bir çıkarı olmasa buna izin vermezler.

Namazda niyet değiştirmek
Sual: 10 gün kalmak niyetiyle İstanbul’dan Ankara’ya gittim. Seferi olarak öğlenin farzını kılmaya başlamıştım. İlk rekâttayken, 20 gün kalmaya karar verdim. O namazı mukim olarak dört rekât kıldım. Namazım mekruh oldu mu?
CEVAP
Mekruh olmadı, çünkü o andan itibaren artık mukim oldunuz. İki rekât kılsaydınız namaz sahih olmazdı.

Namazda karar vermek
Sual: 20 günden fazla kalmak niyetiyle İstanbul’dan Ankara’ya gittim. Mukim olarak öğlenin farzını kılmaya başlamıştım. Birinci rekâttayken, arkadaşım geldi, (Âcilen İstanbul’a geri dönüyoruz, namazdan sonra, hareket ediyoruz) dedi. O namazı seferi olarak iki rekât kıldım. Namazım sahih oldu mu?
CEVAP
Evet, sahih oldu, çünkü o anda seferi olduğunuz anlaşıldı. 15 gün kalıp mukim olsaydınız, Ankara’dan çıkmadan seferi olamazdınız.

Seferi iken mukim olmak
Sual: Ankara’dan gelirken, Fatih’te, üç gün kalıp tekrar Ankara’ya dönmek üzere niyet ettim. Öğleyi ve ikindiyi seferi olarak kıldım. Fatih’te nikâhım kıyıldı. Gece de zifafa girdim. Yatsıyı seferi kılarken, zifafa girince vatan-i aslimin değiştiğini hatırladım. Namazımı mukim olarak dört rekât kıldım. Bir mahzuru oldu mu?
CEVAP
Fatih, artık vatan-i asliniz olduğu için mukim kılmanız doğru oldu. Yeni bir vatan-ı asli edinene kadar, Fatih’te hep mukim olursunuz.
 
13:07 | 0 yorum | Devamı için tıklayınız

Allah'ın sevdiği kul

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:

Peygamber efendimiz, (Cömertlik, dalları dünyaya sarkmış bir Cennet ağacıdır. Kim bu ağacın bir dalına tutunursa, bu dal onu Cennete götürür. Cimrilik de, dalları dünyaya sarkan Cehennem ağacıdır. Bu dalın birine yapışan, Cehenneme gider) buyuruyor.

Allahü teâlâ, her cins güzelliği cömerde vermiştir. Kötü bile olsa, herkes onu cömerttir diye över. Takva sahibi olan biri, cimriyse, kimse onu sevmez. Bu hususta bir kelam-ı kibar vardır:

Essahîü habîbullah, velev kâne fâsıkan. El-bahîlü adüvvullah, velev kâne ârifen.

Yani, cömert fâsık da olsa, Allahü teâlânın sevgili kuludur. Cimri ise, ârif de olsa, âbid de olsa Allahü teâlânın düşmanıdır.

Kökü Cennette olan cömertlik ağacının bütün dalları dünyaya inmiştir. Cömertler, o ağacın dalına yapışmıştır veya dal ona yapışmıştır. Vefat edince, o ağaç onu Cennete çeker.

Cömert, verirken sanki şuuru yerinde olmaz. Şuursuzca verir, âdeta saçar. İşte asıl cömertlik budur. Öyle ölçerek, sayarak, şu da bana kalsın diyerek vermek, gerçek cömertlik değildir. Böyle de olsa, vermekten çekinmemeli. Çünkü Peygamber efendimiz, yemin ederek, (Hayra vermekle mal eksilmez) buyuruyor.

Asr-ı saadetten önce, cömertliği ile meşhur Hatem-i Tai’ye sorarlar:

- Kendinizden daha cömert birini gördünüz mü?

- Evet, bir gence rastladım.

- Kimmiş bu cömert genç?

- Yetim bir gence misafir olmuştum. Bana bir keçi kesip ikram etti. Keçinin bir yeri çok hoşuma gitti. (Burası çok lezzetliymiş) dedim. Genç, dışarı çıktı. Aynı kısımdan bir parça daha getirdi. Ben yedikçe, yenisini getirdi. Ben olanların farkında değildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sordum:

- Bu kanlar ne? Dokuz tane hayvan kesilir mi?

- Bunda şaşılacak ne var? Bir şey misafirin hoşuna gitmişse, bunu da yapmak benim gücüm dâhilinde ise, bunu misafirimden nasıl esirgerim?

Bunu dinleyenler tekrar sorarlar:

- Bu gencin ikramına karşılık, siz de ona bir şey verdiniz mi?

- Benimki o kadar önemli sayılmaz. 300 deve ile 500 koyun verdim.

- O hâlde siz daha cömertsiniz.

- Hayır, o daha cömerttir. O, malının tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekmeğinin tamamını misafire vermesi mi önemli, yoksa bir zenginin koca sürüsünden birkaç hayvan vermesi mi?
13:07 | 0 yorum | Devamı için tıklayınız

Hak borcu affedilmez

Sual: Bir arkadaş, özel şirkette çalışırken, patronun gıybetini yapıp, şirketin para ve bazı mallarını çalıyormuş. Bir gün yakalanmış. Nasıl affettirmişse kendini affettirmiş, mahkemeye gitmekten kurtulmuş. Ayrıca bu işin dinen bir sorumluluğu var mı diye soruyor.
CEVAP
Anlattığınıza göre, gıybet ve hırsızlık etmiş. Bunları hak sahibi helâl etse de, haram işlenmiş oluyor. Yani patronun affetmesiyle, günahtan kurtulmuş olunmuyor. Bir kimse, birinin şarabını çalıp içse, o kişi helâl etse de, hırsızlık ettiği ve şarap içtiği için, Allahü teâlâdan da af dilemesi gerekir. Ceza kanunlarında bile, hırsızı mal sahibi affetse de, hırsızlıktan kamu davası açılıyor, suçu sabit görülürse, mal sahibinin affetmesine bakılmadan hırsız cezalandırılıyor.

Demek ki, hırsızlık edeni patron affetse de, tevbe etmemişse günahları affolmaz. (Patron görmezse yine çalarım) diyorsa günahı devam eder.

Şeker de zararlı mı?
Sual: Sigaranın zararlarını bildiren bilim adamları, şimdi de şekerin zararlarını saymakla bitiremiyorlar. British Medical Journal’da yayımlanan bilimsel bir makalede, şekerin yüze yakın zararı sayılarak, (Şeker, sigara kadar tehlikeli olup, uyuşturucu sınıfına sokulması gerekir) deniyor. Bu kadar çok zararı olan şekeri yemek de haram olmaz mı?
CEVAP
Şeker de, diğer zararlı gıdalar gibi, herkese aynı ölçüde tesir etmez. Şeker hastasına zararı ile diğer insanlara olan zararı aynı olmaz. Her şeyin çoğu zararlı olduğu gibi, şekerin de çoğu zararlı olabilir. Zarar vermeyen miktarda şeker yemek haram olmaz. Sigara da böyledir. Zarar verirse haram olur.

Tek başına imama uymak
Sual: Müezzinin arka kısımda yeri var. Orada tek başına veya bir iki kişiyle imama uyması mekruh olur mu?
CEVAP
Büyük veya küçük camilerde, müezzinin yanında bir kişi varsa namazı mekruh olmaz. Tek başına durması mekruh olur.

Yahya kitabı tut
Sual: Mızraklı İlmihal’de, (Yahya adlı kimseye, “Ya Yahya! Huz-il-kitabe=Yahya, kitabı tut!” demek küfür olur) deniyor. Kitabı tutmak niye küfür oluyor?
CEVAP
Bu ifade, Meryem sûresinin 12. âyetinin başıdır. Böyle Kur’an lafzıyla söylemekle, Kur’an-ı kerim hafife alınacağı ve oyuncak hâline getirileceği için küfür oluyor.
13:06 | 0 yorum | Devamı için tıklayınız

Sol elle tesbih çekmek

Gönderen NetWork Grup on 22 Şubat 2012 Çarşamba | 11:46

Sual: Sağ elle bir iş yaparken, mesela bilgisayarın mouse’unu [faresini] tutarken sol elle tesbih çekmenin mahzuru olur mu?
CEVAP
Mahzuru yoktur. Sağ ve sol eli de, faydalanmamız için yaratan Allahü teâlâdır. Peygamber efendimizin iyi işlere sağdan başlaması, giyim kuşam, yiyip içmek gibi âdetlerine sünnet-i zevaid denir. Bunları unutarak veya bir ihtiyaçla terk etmekte hiç mahzur yoktur. İhtiyaçsız terk etmek de, günah olmaz, ancak sünnete uyulmamış, sevabından mahrum kalınmış olur.

Kırda, piknikte, sofradan uzak bir yerde, sağ el meşgulse, sol elle de yiyip içilebilir, çünkü Peygamber efendimiz de, ekmeği sağ eline alıp, sonra karpuzu sol eliyle yemiştir. (Şir’a şerhi)

Eğer sol elle iş yapmak, yiyip içmek mekruh olsaydı, Peygamber efendimiz sol elle karpuz yemezdi. Demek ki, bir ihtiyaç olunca, sol elle tesbih çekmekte hiç mahzur olmaz.

Eğer sağ el meşgulse, mesela sağ elde ekmek varsa, kavunu, üzümü veya başka bir yiyeceği sol ele alıp yemek caiz olur.

Solak olanın, sağ elle yapılacak işleri, sol elle yapması günah değildir. Mesela sol elle kurban kesilebilir, yazı yazılabilir ve diğer işler de yapılabilir.

Ana baba çağırınca
Sual: Ana baba çağırınca, namazdaysak veya başka önemli bir iş yapıyorsak, hemen gitmek gerekir mi? İkisi aynı anda çağırırsa hangisini tercih etmelidir?
CEVAP
Ana babanın salih veya fâsık olmasının da önemi vardır. Evladını İslam terbiyesi üzerine yetiştirmeyen ana babanın, evladı üzerinde ana babalık hakkı yoktur. Bakıp büyüttükleri için, başka hakları vardır. Ana babanın veya başkalarının dine aykırı emirlerine itaat edilmez.

Ana baba çağırdığı zaman, önemli bir işle uğraşılsa da, hemen onu terk edip, derhal ana babanın emrine koşmak gerekir. Allahü teâlâ buyuruyor ki:

(Ya Musa, benim indimde çok ağır ve büyük bir günah vardır ki o da, ana baba evladını çağırınca, emrine uymamasıdır.) [İslam Ahlakı]

Ana baba çağırınca farz namazı bozmak caiz olursa da, ihtiyaç yoksa bozmamalı. Nafile ve sünnet namazlar bozulur. Bunlar imdat isterse farzları da bozmak gerekir. Namaz kıldığını bilerek çağırıyorlarsa nafileyi de bozmayabilir, bilmeyerek çağırdılarsa bozmak gerekir.

İkisi aynı anda çağırırsa, anneyi tercih etmek gerekir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Anne ve baba aynı anda çağırınca, önce annenin çağrısına uy!) [Deylemi]

İman ve İslam
Sual: İmanın şartlarıyla İslam’ın şartları farklı olduğuna göre, imanla İslam farklı değil mi?
CEVAP
Hayır, farklı değildir. Âdem aleyhisselamdan beri, Allahü teâlâ yüzlerce hak din gönderdi. Hepsinin imanı müşterek idi. İmanda ayrılık olmaz. Bütün dinlerde imanın şartları, Amentü’nün esasları aynı idi. Şimdi, yediye çıkaranlar, beşe indirenler varsa da kıymetsizdir. Kalble, bedenle yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri farklı olduğundan, her dinin Müslümanlıkları da ayrıdır. Mesela âhir zaman Peygamberinin bildirdiği İslamiyet’te, İslam’ın şartı beş iken, diğer dinlerde farklı idi. Daha az veya daha çoktu. Mesela Musevilikte, İsevilikte hacca gitmek şartı yoktu. Namaz vakitleri ve rekât sayıları değişikti. Ama imanın şartında değişiklik yoktu, çünkü iman edilecek hususlar zamanla değişmez. İman, muma benzer. Dinin emir ve yasakları, mum etrafındaki fener gibidir. Mumla birlikte fener de, İslamiyet’tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur.
11:46 | 0 yorum | Devamı için tıklayınız
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Yaşam ve İnsanlar Din